
Uzun boyu, yeşil gözleri, o kendine has gülüşü… Yeşilçam’ın romantik filmlerinde sevgililerin, delikanlıların, biraz mahcup biraz çapkın erkeklerin yüzüydü Tarık Akan.
Ama Tarık Akan’ı yalnızca o yüzle anmak, onun hikâyesinin en önemli kısmını atlamak olur.
Çünkü Tarık Akan, Türk sinemasında kendi yarattığı imajı terk edebilen oyunculardan biriydi.
1970’lerin başında Yeşilçam’ın aranan jönüydü. Sev Kardeşim, Mavi Boncuk, Ah Nerede, Tatlı Dillim, Yalancı Yarim gibi filmlerle büyük bir yıldız oldu. Hababam Sınıfındaki Damat Ferit ise onu bambaşka bir kuşağın hafızasına yerleştirdi. O dönemde sinemanın en aranılan oyuncularından biri oldu.
Fakat bir noktada Tarık Akan’ın önüne bir seçim çıktı:
Sonra bir salon filmlerinin yakışıklı erkeği, birdenbire işçilerin, köylülerin, yoksulların, ezilenlerin dünyasına girdi.
Önce Maden geldi.
Maden yalnızca bir film değildi onun için. İşçiliği, emeği, sermayeyi ve sendikacılığı doğrudan tartışan, dönemin sendikalarında ve işçi çevrelerinde de gösterilen bir filmdi. Akan daha sonra bu film için, görevini yerine getirdiğini düşündüğünü anlatacaktı.
Ardından Sürü…
İşte burada Tarık Akan’ın yolu Yılmaz Güney ile kesişti.
Yılmaz Güney’in yazdığı, Zeki Ökten’in yönettiği Sürü, Türk sinemasının en güçlü toplumsal filmlerinden biri oldu. Tarık Akan’ın yanında Tuncel Kurtiz, Melike Demirağ, Yaman Okay gibi oyuncular vardı. O dönemde bir çok ödül alan sürü çok ses getiren filmlerden biri oldu. Bugün bile adından söz ettiren filmlerden biri Sürü…
Bugün isimlerini yan yana söylediğimizde bile bir dönemin sineması çıkıyor karşımıza:
Yılmaz Güney, Zeki Ökten, Şerif Gören, Tarık Akan, Nur Sürer, Melike Demirağ, Tuncel Kurtiz, Yaman Okay…
Onlar yalnızca oyuncu değildi. O dönemin sinemasının yalnızca eğlendiren bir perde olmaktan çıkıp insanların hayatlarına bakmasını sağlayan bir yüzü olmuşlardı.
Tarık Akan’ın Yılmaz Güney’le karşılaşması bu nedenle sinema tarihinin önemli kesişmelerinden biridir.
Güney hapisteyken senaryolar yazıyor, dışarıdaki sinemacılar o hikâyeleri beyazperdeye taşıyordu. Sürü böyle bir dönemin ürünüydü. Yol ise bu ortaklığın uluslararası ölçekte en büyük sonuçlarından biri oldu.
Yol…
Burada zorluklar, aileler, töreler, yoksulluk ve insanların üzerine çöken ağır bir yaşam vardır.
Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı, Yılmaz Güney ve Şerif Gören’in yönettiği Yol, 1982 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı.
Tarık Akan da böylece yalnızca Yeşilçam’ın yakışıklı jönü olmadığını bütün dünyaya gösterdi.
Çünkü çoğu oyuncu kendisine verilmiş bir imajı korumaya çalışırken Tarık Akan, kendi imajını yıkmayı göze aldı.
12 Eylül sonrasında siyasi görüşleri nedeniyle tutuklandı; 1980’li yıllarda yaşadığı bu baskılar ve sinemaya devam etme çabası, onun hayat hikâyesinin önemli parçalarından biri oldu. 2002’de yayımlanan Anne Kafamda Bit Var kitabında da bu döneme ilişkin anılarını anlattı.
Tarık Akan’ın yanında duran sinemacılara baktığımızda da aslında başka bir şey görüyoruz.
Tuncel Kurtiz…
Sesiyle, yüzüyle, yürüyüşüyle bile bir hikâye anlatabilen bir oyuncu.
Melike Demirağ…
Kadınların yalnızca aşırı makyajlı gece bile rujuyla uyuyan kadın karakterler olarak değil, hayatın yükünü taşıyan gerçek insanlar olarak da sinemada görünmesine katkıda bulunan güçlü bir oyuncu
Yaman Okay…
Kısa ömrüne rağmen Türk sinemasında unutulmaz karakterler bırakan, özellikle o dönemin toplumsal filmlerinde çok özel bir yeri olan oyuncu.
Nur Sürer…
Gözünü budaktan esirgemeyen, hem insan hem doğa hem hayvan sever, sözünü sakınmayan, oldukça yüksek toplumsal duyarlılığa sahip harika insan…
Kadınların yalnızca aşırı makyajlı gece bile rujuyla uyuyan kadın karakterler olarak değil, hayatın yükünü taşıyan gerçek insanlar olarak da sinemada görünmesine katkıda bulunan güçlü bir oyuncu.
Ve onların arkasında ya da yanında Yılmaz Güney…
Sinema anlayışıyla, yazdıklarıyla, oyunculuğuyla ve politik sinemaya etkisiyle koskoca bir dönemin en tartışmalı ve en etkili isimlerinden biri.
Bir yanda Mavi Boncuk’un, Ah Nerede’nin, Hababam Sınıfı‘nın genç ve güzel Tarık Akan’ı…
Diğer yanda Maden’in, Sürü’nün, Yol’un, Pehlivan’ın, Karartma Geceleri’nin oyuncusu…
Bir sanatçının kendisine sorabileceği en zor sorulardan biri var:
“Ben yalnızca insanların beni görmek istediği kişi mi olacağım, yoksa kendim olmak için başka bir yola mı gideceğim?”
Tarık Akan ikinci yolu seçti.
Bu yüzden benim için Tarık Akan yalnızca bir Yeşilçam yıldızı değildir.
O, Türk sinemasının yakışıklı yüzünden vicdanına doğru yürüyen oyuncusudur.
Ve belki de onu hâlâ bu kadar özel yapan şey budur.
Çünkü gençliğinde insanın kalbine güzelliğiyle giren bazı insanlar, yıllar sonra bambaşka bir yerden dokunur insana.
Tarık Akan da öyle.
Önce bir jön olarak hatırlanır.
Sonra oyuncu olarak.
Sonra bir dönemin tanığı olarak.
kendi yolunu seçmiş bir sanatçı olarak.
Tarık Akan’ın yüzü Yeşilçam’ın yüzlerinden biriydi.
Ama ardında bıraktığı şey yalnızca o güzel yüz değil.
Bir sinema mirasıydı.
Ve o mirasın içinde Yılmaz Güney’in sertliği, Tuncel Kurtiz’in sesi, Yaman Okay’ın kırılganlığı, Melike demirağ ve Nur Sürer’in güçlü kadınları ve Türkiye’nin çalkantılı yıllarının hikâyeleri var.
Belki de bu yüzden Tarık Akan’a bugün baktığımızda yalnızca bir oyuncuyu değil,
Dünyanın ve ülkemizin bir dönemine tanıklık ediyoruz.
Sultan ÖLMEZ
Sosyolog, Psikoloji Yüksek Lisans